Başarılı Ve Mutlu Çocuk Sırları

2001 yılının Ocak ayında annelik maceram başladı.

Pardon pardon, bu macera Mayıs 2000’de hamile kalmaya karar verdiğim zaman başladı.

Jinekoloğa gittiğimde bebek sahibi olmaya karar veren bir kadın olarak ilk sorum:

“Ne yemeliyim? Bebeğimin sağlıklı ve akıllı olması için neler yapmalıyım?” oldu.

O andan itibaren tüm odak noktam karnımdaki minikti. Folik asit almalar, bebek karnımda herşeyi duyuyor diye 5.aydan itibaren şiddet içerikli film seyretmemek, karnımda Mozart dinletmek…. Daha sayabilirim.

Ve sonunda beklenen gün geldi. Minik kızım doğdu.

Bir telaş, bir telaş. Bir yandan hijyen, bir yandan beslenme, uyku, bir yandan da zihninin geliştirilmesi. Bulabildiğim tüm kaynakları yedim yuttum. İnternetten bebek forumlarını takip ettim.

Yatağının kenarına kırmızı, siyah ve beyaz desenlerden oluşan bez kitaplar astım. Yattığı yerden görsün, kitaplara aşina olsun, beyni gelişsin diye.

Her alt değiştirişimde tatlı dille, gülerek onunla sohbet ettim, vücuduna, ayaklarına minik minik masajlar yaptım sevgiyle.

Okuduğum bir bilimsel makalede beyin hücrelerinin %70’inin 3 yaşına kadar geliştiği yazıyordu. Bu hücrelerin gelişmesine yardımcı olmak için de çocuğu mümkün olduğu kadar çok çeşitli ortama sokmak gerekiyordu. Eee, top bendeydi. Benim kızım bir paket misali her yere yanımda gelirdi. Yolda, arabada, markette, pazarda, parkta hep onunla göz göze sohbet eder, çevrede olan biteni onunla paylaşırdım. Ah o Peg Perego pusetin dili olsa da anlatsa.

Bebekliğinden itibaren en çok ziyaret ettiğimiz yer kitapçılar oldu. Oldum olası kitap manyağıyım. Okumaya, hikayelerin içinde kaybolmaya ve yeni şeyler öğrenmeye bayılırım. Bebektir, daha anlamaz demedim. Kitapları özenle seçtim. Her gün ona okudum.

Televizyon seyretmedik. Ipad zaten daha ortada yoktu. O şanslıydı.

Biraz büyüdüğünde mutfağımız, banyomuz, oturma odamız, bahçemiz her yer kızım için deney yapabileceği, oyun oynayabileceği bir alana dönüştü. Mutfakta yemek yaptık, boya yaptık, hamur yaptık. Banyoda köpük. Bahçede çiçek diktik, toprakla oynadık, piknik yaptık.

Arabada giderken beraber şarkı söyledik. Hem Türkçe, hem de İngilizce çocuk şarkılarından oluşan kasetlerimiz/cd lerimiz vardı. Hepsini ezbere bilirdik. Haftasonları çocuk tiyatrolarına gittik. O tiyatroların kasetleri, şarkıları da arabamızda çalar oldu.

Komşu çocukları ile arkadaş olduk. Artık bir ünvanım vardı. Estel’in annesi.

Bebek gruplarımız vardı. Her hafta 1 kere bir araya gelip, bebeklerimizi hamurla oynattık, suluboya, parmak boya yaptırdık.

İkea’dan halkalar aldım, salonun ortasına astım. Kızım 2–3 yaşlarındayken hem ters hem düz takla atardı onlarda.

Yuva zamanı gelince aklıma en iyi yatan yuvayı seçtim.

Her zaman düşmesine izin verdim. Kendi kalktı. İtiraf ediyorum birinci çocuğumda biraz daha korumacıydım aslında. Arada yerden kaldırdığım oldu. İkincide o da geçti. Düştüğü yerde bıraktım. Kendi kalktı.

Sonra mı? Sonra büyüdüler….

Büyük kızım 4 yaşında kendi kendine okumayı öğrendi.

Küçük kızım 9 aylıkken minik minik kelimelerle derdini anlatabiliyordu.

Okulda öğretmenleri tarafından sevildiler.

Derslerinde başarılı oldular.

Arkadaş edinmekte, yeni ortamlara girmekte hiç bir zaman problem yaşamadılar.

Bazen veli toplantısında iki kızımın da öğretmeni olan öğretmenler bana soruyor?

“Bu işin sırrı ne? Kızlarınızı nasıl yetiştirdiniz?” diyorlar.

Geriye dönüp düşündüğümde:

Mozart dinletmekten mi, Baby Einstein seyrettirmekten mi?

Flash kartlar mı?

Kitap okumak mı?

Yoksa müzik mi?

diye soruyorum kendime.

Uzmanlar diyor ki, hem hepsi hem de hiç biri değil. Siz istediğiniz kadar beyni etkilemeye çalışın, esas olan karaktermiş. Karakteri geliştiremezseniz, ne zekalar heba olup, gider.

Michael Meaney farelerle yaptığı bir araştırmada anne farelerin bebekleri stres yaşadıklarında onları yaladığını ve tımar ettiğini tesbit ediyor. Bir süre sonra minik fareler stres ortamında nasıl davranması gerektiğini kendi kendine öğreniyor.

Bu fare deneyi okuduğumda beni etkileyen bir deneydir. Ben de bu fareler gibi çocuklarımı yalıyor muyum, diye düşündüm. Evet, onlara bize güvenebileceklerini hissettirmek için yalıyorum. Bu yalayan fareler helikopter ebeveynler değil. Her zaman yalamıyorlar bebeklerini, sürekli kollamaya, korumaya çalışmıyorlar. Helikopter ebeveyn değiller. Sadece yavrularını kucaklayan, güven ortamı sağlayan ve onlarla iletişim kuran ebeveynler.

Benim kızlarımla güven formülüm ise 3 kelime üzerine kurulu:

İLETİŞİM :

İletişim sadece konuşmak değil, aynı zamanda etkin dinlemektir. Konuşmalarına izin verdim kızlarımın. Beraber yaptığımız uzun kahvaltılarda onlarla yan yana olmanın keyfini çıkardım. Resim yaparken esas amacımız o resmi bitirmek ve kalkmak değildi, o esnada sohbet etmekti. Arabada giderken, İstanbul trafiğini her zaman avantaja çevirdim. Özellikle ergenliklerinde araba sohbetlerinin çok meyvasını yedim. Yürüyüşlerde, seyrettiğimiz bir filmde hep değerlerimizi, insan olmayı gerektiren özellikleri, doğruları konuşmanın içine birazcık sıkıştırdım. Onlar kendi kendilerine de buldular zaten. “Sence nasıl olmalı?” dediğimde onlar cevabı buldular eninde sonunda.

SEVGİ:

İkinci sır sevgi bence. Eşimle birbirimizi severek evlendik. Çocuk eğitiminde hep aynı fikirde olduk. Olmadığımız zamanlarda da çocukların yanında tartışmadık. Ne o bana sevgi ve saygısını kaybetti, ne de ben ona. Evimizde bolca kucaklaşma, sevgi sözcükleri var. Kızlarımın birbirlerini, ailelerini, arkadaşlarını ve çevrelerini sevmelerini sağlamaya çalışıyorum. Doğayı, hayvanları, insanları, dünyayı da sevmeyi gösterdim çocuklarıma. Farklılıklara saygı göstermeyi de.

YAPABİLİRSİN:

Bu kelimeyi demeyi daha sonra öğrendim. Evet, çocuklarım daha küçükken ellerinden bardağı aldım, düşürmesinler diye. Sonraları anladım ki yanlış yapmışım. Kodlandığım şekilde davranmışım. Artık yapmıyorum. Yapabilirsin diyorum. Denemelerine izin veriyorum. Başarısızlıklarından ders çıkarmalarını izliyorum. Hata yapmaktan korkmamalarını istiyorum. Mükemmel olmalarına gerek olmadığını öğretmeye çalışıyorum. Gereksiz kurallar da koymuyorum onlara. Esneğim. Kırmızı, aşılmaması gereken noktalar var elbette. Onları biliyorlar.

Bir de son 2–3 senedir kullanmaya başladığım bir kelime var:

VAZGEÇME.

Başladığı işi bitirmesini ve vazgeçmemesini, pes etmemesini öğütlüyorum çocuklara. Onlara olabildiğim kadar örnek de olmaya çalışıyorum. Başladığım diyeti bitiriyorum, bloguma düzenli olarak yazıyorum. Azimli olmalarını sağlamaya çalışıyorum. Kendi istedikleri şeyleri yapmalarını öneriyorum. Bulmaları için yön gösteriyorum. Azimle ilgili aile hikayeleri anlatıyorum. Kendimden, dedelerden, atalardan örnekler veriyorum. Bizim aile vazgeçmez diyoruz.

Çocuk yetiştirme uzun bir yol. Daha başındayım. Ölene kadar da bitmeyecek.

Ama ben bu yolculuğu seviyorum…. Çocuklarımı seviyorum…

Anne-babalık yolculuğuna hazır olanlara sağlıklı, mutlu çocuklar diliyorum.

Ama rica ediyorum; herşeyi başkasına yaptırmak isteyen, işin sadece keyif kısmını isteyenler anne-baba olmasın. Doğurduktan sonra yemeğinden, eğitimine başkalarına yaptıran o kadar çok insan var ki çevremde.

Şirketinizde muhasebe işlerini, depo işlerini dışarıdan yaptırabilirsiniz. Ama anne babalık “Outsourcing” yaptırabileceğiniz bir iş değildir. Kendinizin, bizzat yapmanız gereken işler silsilesidir.

Benim anne olarak esas amacım çocuklarımın ileride mutlu bireyler olması.

Mutluluk ise hayatta başarıyı getirir diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Bir Kahve Molası

Bahar Anahmias, the mom

Anneler ve mentorların buluşma noktası www.i-mom.org

This image has an empty alt attribute; its file name is indir.png
This image has an empty alt attribute; its file name is 1*XPqYIINM3_TQgxQkvwQhKw.png

Bahar Üner Anahmias

Dijital Marka Stratejisti - DIGIBRANDING, Eğitimin Geleceği danışmanı, yazar, öğrenmeye ve öğrendiklerini paylaşmaya aşık, 2 güzel genç kızın ve 1 4 ayaklının annesi, 1 yakışıklının da eşi.

One thought on “Başarılı Ve Mutlu Çocuk Sırları

Yorum yapın....

WhatsApp